28 Mayıs 2012 Pazartesi

İki "Canlı" Performans

Her iki anlamda da "canlı" olan, Latin müziğin dinleyeni harekete geçiren, zamanın bizi sürüklediği değil bizim zamanı peşimize taktığımız yaşamları çağrıştıran niteliğinin yansıması iki güzel Fania All Stars performansı, iki güzel yolculuk...

Vamonos P'al Monte

 

Adoracion

25 Mayıs 2012 Cuma

Buena Vista "Sosyal Tesisleri"

Tesisimiz 97 yılında açıldı. Konusunda uzman ve sevilen birçok isim bu tesisin işletilmesi için bir araya geldi. Ry Cooder sağolsun, bu işe o ön ayak oldu. Tesisin adı dünyanın dört bir yanında duyuldu, ödüllendirildi de sevildi de. Hatta tesisin güzel görselleri eşliğinde izleyene keyifli bir zaman dilimi sunan belgesel de mevcuttur, 2000 yılında Oscar'a aday olmuştur. O belgeseli izlerseniz, tesisimizle ilgili detaylı ve renkli bilgilere ulaşabilirsiniz. Filme alan kişi Wim Wenders. Tesisimizi tanıtanlar ise, genel bakışla o zamanlar hayatlarının sonbaharlarını yaşıyor da olsalar, aslında ilkbaharın enerjisini etraflarına saçanlar. Filmin adı da tesisimizle aynı, izlemenizi tavsiye ederiz...


Kişisel ve uzunca not: Filmde, birçok dünya şehrine konserler için gittiklerini gördüğümüz Buena Vista sanatçıları, onca ihtişamlı manzara karşısında, o ilkbahar neşesini yaşatır halleri ve komplekssiz duruşlarıyla aklımda yer etti. Özellikle Manhattan sokaklarında gezip, insanın yaratıcılığı ve yıkıcılığını bir arada simgeleyen devasa yapılara bakarken, "an"ın keyfini çıkarıp, kendi gerçekliğine de sevdalı olma hallerine dikkat çekerim...

24 Mayıs 2012 Perşembe

Spanish Harlem Orchestra

Youtube'da önerilen videolar aracılığıyla yapılan gezintiler sağolsun, yeni bir grup keşfettim. Aslında "Grup" tanımlamasının yetersiz kalacağı nitelikte, orkestraya yakın bir ekibe sahip olan bu oluşum, Spanish Harlem Orchestra. Meşhur Harlem'in kuzeydoğu kısmında yer alan ve Latin kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı "Spanish Harlem"den çıkma, yetenekleri keşfetmesiyle adını duyurmuş bir oluşum sanmıştım ilk önce. Ama sonradan anladım ki, bu grup/orkestranın adımını atan, birçok önemli sanatçıyla çalışmış olan Aaron Luis Levinson ve diğer elemanlar da aynı şekilde profesyonel isimler. Yine de hem isimden kaynaklı hem de yaptıkları müziğin özelliğiyle, neşeli bir semtin sokaklarını dolduran, küçük büyük herkesin mutluluk içinde dans ettiği festivallerin az bilinen/çok sevilen grubuymuş gibi dinlettiriyor kendini...

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir Videonun Gazıyla

"Latin müziği" diyoruz ya hani, aslında kültürü tanımlarken kullanılan ve başa eklenen "Latin Amerika"yı müzik özelinde de vurgulamak gerekiyor gibi. Nedenini conga özelinden yola çıkarak bulabiliriz. Afrika kökenli bu enstrüman hem "tonton amca" görünümü hem de ritme duyulan ilgiliyi arttırır özellikteki sesiyle dikkat çeker, en azından ben öyle düşünüyorum. Köken Afrika, ama ağırlıklı kullanıldığı müzikler Latin Amerika'dan. "Latin müziği" olarak tanımladığımız ve aslında üç ana gruba ayrılan bu müziğin geneli, conga'da olduğu gibi sadece Afrika'dan kaynaklı değil, sömürgeleştirme sonucu o coğrafyaya yerleşen İspanyollar ve coğrafyada yaşayan yerlilerin kültürünün Afrikalı kölelerin taşıdığı kültüre eklemlenmesiyle oluşsa da, "Latin Amerika" vurgusunu yapmanın önemini conga özelinden yola çıkarak açıklamamız engellenmiş olmuyor. Çünkü conga Afrikalı kökeninden yola çıkarak farklı bir forma evriliyor. Bu enstrüman kullanılarak, müziğin kökeninde var olan harmanı yansıtan farklı ritmler gerilmiş deriye vuran ellerle hayat buluyor. Ve "Latin müziği"/"Latin Amerika müziği"nin renkli yapısı, bu ve benzeri enstrümanların bileşimine işleyen yaşam enerjisiyle şekilleniyor. 

Tüm bu yazdıklarım, aşağıdaki videonun gazıyladır efendim, iyi seyirler...

22 Mayıs 2012 Salı

Tatlı dilli evrenselliğin Latin ayağı

İlk paylaşımlarımdan birinin başlığıydı "Tatlı dilli evrensellik: Müzik". Paylaşıma bu başlığı seçmeme sebep şarkı da bir Altiplano - Alim Qasimov çalışmasıydı. O şarkının yansıttığı, müziğin aslında insana dair ortak bir temelden besleniyor oluşunu birkaç söz ve videoyla anlatmaya çalışmıştım. Şimdi ise Altiplano'yu, ismini aldığı And Dağları'nın tepesindeki o meşhur alana yolculuk ettirir nitelikte iki şarkısıyla dinleyelim...

Uruguay'a Dair

Ülke bayrağında yer alan güneş simgesi ve bayrak renginin dışında, adını pek duymadığım zamanlarda, Dünya Kupası'nı ilk kez kazanan ülke olduğunu öğrenmem de Uruguay'ın ilgimi çeken özelliklerinden olmuştu. Sonra gel zaman git zaman, El bano del Papa (Papa'nın Tuvaleti) adlı gerçek bir hikayeden yola çıkılarak çekilmiş Uruguay filmini izlemiş oldum, Latin Amerika kültürünün hayatın akışına her daim bağlı güçlü damarının bu ülkede de yakalanabileceğini düşündüm. Ve MLN'yle, Tupamarolarla ilgili bilgiler edinmem, yine bu ülkenin Latin Amerika'daki politik mücadele tarihinden ayrı düşünülemeyeceğini anlamamı sağladı. Kim bilir daha neler öğrenirim ya da paylaşırım Uruguay'la ilgili. Şimdi paylaşacağım şey ise bu ülkeyle ilgili son keşfim. Latin Amerika genelinde yerel müziğe verilen önem ve ilerici politik düşüncenin önemli simgelerinden olan Nueva Cancion müzik akımının Uruguay'daki temsilcilerinden Los Olimarenos grubu ve "Adios mi barrio" adlı şarkısı...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Congalamaca, Paylaşmaca

Latin Amerika tarihi, kültürü ve Latin müziğine olan ilgim, tamamen dışarıdan bakan, ayırt ettiği ritmlerin keyfini çıkarmaya çalışan birisi olmamın ötesine geçerek, "kendini bu işin bir parçası olarak hissedebilme"ye evrildiğinde conga çalmaya başlamıştım. Kendim için aldığım bir bongom ve hocam Gerçek Dorman'ın derslerine gittiğimde kavuştuğum conga ikilisi uzun bir süre geliştirmeye çalıştığım enstrümanlar oldu. Şimdi yavaştan bateriye geçiş, bir yandan conga çalışmalarına hız verişle dolu her ders, sadece bilgi edinimiyle değil, aynı zamanda uğraş sürdükçe ortaya çıkan yeni fikirler ve projelerle de kendimi bu konuda geliştirmeme katkı sağlıyor. 

Perküsyon çalımı konusunda edindiğim bilgileri temel düzeyde de olsa, elimden geldiğince, siz latinleyenlerle paylaşacağım. Şimdi ise, kayda geçen son videomu paylaşımlar arasına katıyor, bunun gibi nicelerini paylaşabilmeyi umuyorum...



Perküsyonla ilgili paylaşmayı istediğim temel düzeyde bilgilerin ötesine geçmek ve bunu hemen şimdi yapmak için ise burdan buyrun: http://gercekdorman.wordpress.com/

18 Mayıs 2012 Cuma

Fania All-Stars

Zamanı hep bir şekilde "kategori süzgeci"nden geçirip bölümlere ayırsak da sıkıcı veya eğlenceli, bir şekilde ilerleyip duran ardı gelmez, sürekli bir anlam yüklenmese rengi belli olmaz bir kütlenin varlığını hissederiz. Bu kütlenin rengi kararıp, adı "geçmek bilmeyen zaman", "sıkıntılı günler" gibi şeylere evrilip omuzlara çökebilir. Bir başka ihtimalse onun, rengarenk bir tabloyu andıran ve kapısı "neşeyle dolu günler"e, "aydınlık günler"e açılan zamana dönüşmesidir. İkisinden birini veya iki arada bir derede kalmışlığı seçmeyi, binlerce etmen etkiler elbet. Ama biliriz ki, en temel şey kararlılığımız, irademizdir.

Bu konuda dinleyenine olumlu bir şekilde yardımcı olan, "hayata renk ve neşe katan" bir etmene dönüşen şarkılara sahip Fania All-Stars topluluğu. Topluluk diyorum, çünkü Fania Records adlı plak şirketiyle çalışmış birçok başarılı Latin müzik sanatçısını bir araya getirmiş, öncesi ve sonrasında solo kariyerlerine devam etseler bile bu ortak çabanın içlerine sinen samimiyetini müzikseverlere yansıtan isimleri, aynı sahnede buluşturmuş bir oluşum. Bilgiye erişmek açısından pozitif ve negatif yönleri içinde barındıran bir dehlizi andıran internette gezinirken, bu topluluğun konser kayıtlarından oluşan albümlerin şu ana dek en çok satan Latin müzik albümleri olduğu bilgisini edinmiştim. Ne kadar doğrudur veya doğru hatırlıyorumdur bilmem, ancak Fania All-Stars şarkılarını dinledikçe "olamaz mı? olabilir" diyorum kendi kendime...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Samba Sosuyla Tatlanan Şarkılar

Şimdiye dek Brezilya müziğine yönelik bir paylaşımda bulunmamam eksiklik oldu. Latin Amerika kültürü ve Latin müziği dendiğinde akla ilk gelenler arasında Rio karnavalı görüntüleri, ritmi yakalayıp ona hükmedercesine dans eden kalabalıklar da vardır. Tüm bu görüntülerin ya da dinlenen Brezilya müziklerinin ortak bir noktası, samba sosuna bandırılmış leziz ekmeklere benzemeleridir. Bu öyle bir sos ki, kendi adıyla anılan şarkılardan, caz müziğin devreye girdiği bossanova'lara, popüler müziğin etkisi altında kalanlardan, bir döneme damgasını vuran Tropicalia müzik akımına kadar birçoğuna tat katmıştır.

Ülkenin bir zamanlar Portekiz sömürgesi olması, kullanılan dilin Portekizce olmasına da yol açmış. Diğer Latin Amerika ülkelerinin müzikleriyle arasındaki farklılık, müzikal olmanın yanı sıra dilsel de bu sebepten. Samba sosuyla tadını bulmuş üç farklı seyre çıkacağız şimdi. İlki yine aynı adla, bir samba. İkincisi caz müziğiyle birlikte oluşturulan "kıvamında" bir harmanın yansıması, bir bossanova. Ve üçüncüsü de, 60'ların sonunda tüm dünyada yaşanan ilerici atılımın etkisiyle şekillenen Tropicalia akımına örnek bir şarkı...

Inti Illimani Ankara'da

Sayfanın az biraz aşağısında grupla ilgili bir paylaşımım olmuştu. Yazının sonunda, "Illimani Dağı'nın Güneşi"nin 19 mayıs'ta İstanbul'da doğacağını belirtirken, Ankara'ya da gelmesinin pek güzel olacağını aklımdan geçiriyordum. KPDS sınavı olmasaydı, kaçırmamaya da çalışırdım sanırım. Ancak şimdi KPDS'nin yarattığı sıkıntı çözülmüş görünüyor ve Inti Illimani 20 mayıs pazar akşamı Ankara Anıtpark'ta konser veriyor. Büyük bir aksilik çıkmadığı takdirde gidilmesi ve hatırlanacak güzel anılar arasına katılması gereken bir konser...


İşçinin Duası

Başlığa sebep öncelikle Victor Jara'nın "Plegaria a un Labrador" adlı şarkısı. Şarkı adının Türkçesi aklıma bir filmi düşürdü. Şili'de yaşanan darbe sürecini, çocukların gözünden başarılı bir şekilde anlatan Machuca'ydı akla düşen. Sebebiyse, filmde önemli bir yeri olan özel Katolik okulu ve okul müdürü Peder McEnroe. Artıdan eksi ivmeye doğru ilerleyen sürecin okul atmosferi üzerinden anlatılışı, bu anlatımda önemli bir yer edinen ve darbe öncesi yaşanan siyasal atılıma uygun adımlar atmasıyla ön plana çıkan Peder karakteriyle politika-din ikilemine verimli bir noktadan bakış filmden hatırda kalanlar.

İşçinin Duası, birlik olmaktan, emeğinin gücünün farkına varmaktan ve daha fazlasından bahsediyor. Sonunda yer alan "Amen"ler de sanki Peder McEnroe'nin sesiyle söyleniyor...

15 Mayıs 2012 Salı

Illimani Dağı'nın Güneşi




Önceki paylaşımlarımdan bir tanesi Şilili sanatçı Victor Jara'yla ilgiliydi. Yine aynı ülkeden olan ve yine Pinochet darbesinin, önünü kesmeye çalıştığı ilerici hareketin içerisinde yer alan bir başka isim, Inti Illimani grubuyla ilgili olacak bu paylaşım. 

Şili'de yaşanan siyasal gelişim ve buna karşı girişilen askeri darbenin doğurduğu direniş kültürünün toplamı göz önüne alındığında Inti Illimani önemli bir yerde duruyor. 1967 yılında kurulan grup, Nueva Cancion diye anılan ve yerli kültürlerin motiflerini ön plana çıkaran, bir yandan da dönemin güncel müzik anlayışıyla bu ve bunun gibi geçmişe ait unsurları buluşturan müzik akımının temsilcilerinden birisi oldu. Akımın, yerli motiflere ağırlık verir özelliğinin daha çok hissedildiği grubun şarkıları, Avrupa'da verdikleri bir konserde sevenlerince dinlenirken, onlar da darbe esnasında ülkelerinden uzakta bulunmuş oluyorlardı. Ve ardından 14 yıl boyunca ülkelerine geri dönemediler. 1988 yılında yasakları kalktıktan sonra ülkelerine dönen grup, hem Şili müziğinin hem de "muhalif kimliğin sanatta olması gerekliliğini anlaşılır kılan"ın önemli bir temsilcisi oldular.

Grubun müzikleri başta olmak üzere beni etkileyen özelliklerinden birisi de yukarıda örnekleri görülen, politik ve kültürel duruşlarını yansıttıkları birbirinden güzel albüm kapakları oldu.

Günümüze dek kadrosunda yaşadığı değişimler ve hatta eski elemanlarının arasında yaşanan kopuşla birlikte iki alt gruba ayrılmasına rağmen, müziğin umuda açılan güzel bir kapı olmasını sağlamaya devam ediyor Inti Illimani. Bu iki alt gruptan hangisi Inti Illimani ismini kullanıyor ve Türkiye'ye geliyor bilmiyorum ama hatırlatmakta fayda var, 19 Mayıs'ta İstanbul'da konser veriyor olacaklar. 

Latin müziği ile her gün hayata yeniden doğulabiliyor ise, bunun en güzel örneklerinden biri de grubun "Mulata" adlı şarkısıdır...

13 Mayıs 2012 Pazar

Aranjmanın Latinsel Özü

Ülkemiz müziğinde aranjmanların çoğu, Akdeniz ülkelerinde meşhur olmuş şarkıların etkisiyle yapılmış gibi gelir bana. Bilmiyorum istatistiğe vurunca bu sonuç net olarak çıkar mı, ama şimdiye dek çokça dinlenen Türkçe aranjmanlardan örnekler getirince aklıma, kendimce bu sonuca ulaşıyorum.

Akdeniz'den yola çıkıp Latin Amerika'ya varalım şimdi. Varacağımız nokta Arjantinli sanatçı Atauhalpa Yupanqui'nin güzel bir şarkısı olacak. Akdeniz müziğinden tamamıyla ayrı olarak ele alamayacağımız, ancak yüzyıllar içerisinde hem Afrikalı kölelerin kıtaya taşıdığı kültür hem de kıtanın esas sahipleri olan yerli halkların yaşama şansı yakalayan kültürel özellikleriyle Latin kültürünün harmanlanmasının ürünü olan Latin Amerika müziğine güzel bir örnek. Aynı zamanda, ülkemiz müziğine "Gülmek İçin Yaratılmış" adlı bir aranjman olarak dahil oldu ve birçok ünlü isim tarafından söylendi. Bakalım işin aslı neymiş, latinsel öz neyi dile getiriyormuş...

Atahualpa Yupanqui - Los ejes de mi carreta






Atahualpa Yupanqui



12 Mayıs 2012 Cumartesi

Direnişin Sesi: Victor Jara

Baskı direnişi doğurur ve her zaman bu direnişin imzası niteliğini taşıyan anlar yaşanır. 11 Eylül 1973'de Şili'de, devlet başkanı Salvador Allende ve binlerce insanın öldürülmesine sebep olan Pinochet darbesinin öncesi ve sonrasında yaşanan direnişin önemli bir ismi, Victor Jara'yı hatırlayalım. Darbe öncesi direniş parlamenter zemine taşınıp büyük bir ilerleme kaydetmişken dahi özverili çalışmalarını sürdüren ve direniş niteliğini taşıyan politik mücadelenin sanat ayağındaki önemli bir ismi haline gelen Victor Jara, darbe sonrası tutuklananlar arasındaydı. Birçok insan gibi götürüldüğü, o zamanki adıyla "Şili Ulusal Stadyumu"nda işkence gördü ve öldürüldü. Ancak, darbe sonrası direnişin de önemli bir simgesi olmasını sağlayacak şekilde, gitar çalamasın diye elleri kırıldığında dahi inancını haykırması sonrası gelen bir ölümdü bu.

O dönem yaşanan direniş ve verilen mücadelenin imzası niteliğini taşıyan bu ölüm anının ardından 30 yıl sonra, Şili Ulusal Stadyumu'nun ismi Estadio Victor Jara olarak değiştirildi. Ama bir süre öncesine kadar Şili'de sokaklara dökülen ve haklarını talep eden öğrencileri, bu öğrencilere saldıran güvenlik güçlerini gösteren haberleri de izledik. Böylece anlaşılıyor ki yaşanan haksızlıkların hesabının sorulması, atılan şekli adımlarla avunmaktan çok, o haksızlıkları yaşatanlara karşı topyekün bir mücadeleyi sürdürmekle, Victor Jara ve dünya çapındaki ardılı sanatçı/aydınların söylediklerine gereken değeri vermekle mümkündür. Latin Amerika'nın ortak kültürünün "mücadele" ve "direniş" damarını besleyen, Nueva Cancion adlı yeni bir müzik akımının da ortaya çıkmasında büyük pay sahibi olan bu büyük sanatçıya, Victor Jara'ya kulak verelim...






Victor Jara


28 Eylül 1932 - 16 Eylül 1973

10 Mayıs 2012 Perşembe

ODTÜ'den Venezuela'ya

68'in ruhunu kavramak adına hatırlanması gerekenlerden birisi de Sinan Cemgil'in Amerikalı bir öğretim görevlisine söylediği sözlerdir bana göre. Ondan önce soru sorulan öğrencilerin İngilizce bilmemesine şaşıran bu öğretim görevlisine Cemgil'in verdiği yanıt: "Biz ODTÜ'de İngilizce üç kelime öğrendik: Yankee Go Home."


Bu yanıtı anlamlı kılan o üç sözcük, farklı coğrafyaları ve toplumsal farklılıkları aşarak dilden dile söylendi ve söyleniyor. Anti-emperyalist fikirlerin geçmişten günümüze güçlü olduğu Latin Amerika ülkelerinin ortak kültürüne ait, bu fikirlerin ve fikirlere paralel şekillenen pratiklerin yansımalarından bir tanesi de yine bu üç sözcüğü haykıran Ali Primera şarkısı. İşte ODTÜ'den Venezuela'ya uzanan bir ideal köprüsünün "latin" ayağı olan o şarkı:







Sinan Cemgil



Guajira'dan Guantanamera'ya Bir Google Gezintisi

Bazı şarkılar google semalarında epeyce gezinmeye sebep olur. Bunlardan birisi de Willie Bobo'nun Guajira adlı şarkısı oldu benim için. Şarkı boyunca sadece "Guajira Guantanamera" sözlerinin duyulması, bu şarkının meşhur Küba ezgisi "Guantanamera"yla olan bağını sorgulattı bana. Anlaşılan bunlar arasında, duyulan iki sözden başka bir bağ yok.

Ancak, google gezintim sayesinde "Guantanamera"nın Küba müziği için ne kadar önemli olduğunu, ilk ortaya çıkışından itibaren şarkıya yüklenen anlamların değişmesiyle birlikte sözlerde de değişiklikler yapıldığını ve romantik bir çağrışımdan, yurtsever bir duruşa kadar pek çok duruma işaret eden versiyonlarının varlığını öğrenmiş oldum.

Lafa Willie Bobo'nun Guajira şarkısıyla başlamıştım. O zaman çıkış noktası olan bu şarkıyı dinleyelim...

8 Mayıs 2012 Salı

Tatlı dilli evrensellik: Müzik

Müziğin ne derece "tatlı dilli" bir evrenselliğe sahip olduğunu gösteren, Latin Amerika'dan Altiplano ve Azerbaycan'dan Siyavush Kerimi'nin ortak çalışmasından haberdar olunmalı, haberdar olmayanlara yardım eli uzatılmalı. "Transatlantic Non-Stop" adlı albümlerinde birçok Azeri ve Latin ezgisi harmanlanmış, ortaya güzel bir iş çıkmış. Bunlardan bir tanesi, Azeri sanatçı Alim Qasimov'un sesiyle şaheserleştirdiği, bu şahane bileşim...

Altiplano & Alim Qasimov - Endim Bulag Bashina/Son de Mayari

Tablo

Her kültürün farklı duyguları körükleyen yansımaları olur da, kültürlerin en önemli yansımalarından olan müzik bundan nasibini almaz mı? Latin müziği dendiğinde de aklıma gelen tablo, bundan sebep sanırım. Tablonun "kaliteli", "ruhu besleyen" kısmında, kokuşmuş sistemlere karşı dik bir duruşu var eden duyguları körükleyenlerin yanı sıra, akıp giden zamanı neşeyle süslemeye dair duyguları körükleyenler de durmakta. Bu ikisini yarışa sokmaktan çok, özlerinde var olan ve doğaya, dostlara, inançlara, ideallere bağlılığın tümünü veya önemli bir kısmını kapsayan yaşama sevincini hissetmeye çalışmak gerek derim. Bir de iki güzel örnek sunarım...


Los Olimarenos - Hasta Siempre Comandante


Fruko y Orquesta - Cumbia del Caribe

Açılış konuşması

Latin kültürü ve bu kültürün en önemli yansımalarından olan latin müziğine dair bir blog oluşturma fikri geldi aklıma ve bu blog çıktı ortaya. Bir vakit, latin müziğinin güzel örneklerini paylaşacağım bir radyo programı yapsam adını, Ankaralı olmanın da etkisiyle "La!tinleyin" koyardım diye düşünmüştüm. Hazır blogu oluşturmuşken, bu düşünce de boşa gitmemiş olsun dedim ve "latinlemek güzeldir"e vardım. Latinlemenin içini güzel paylaşımlarla doldurmaya çalışacağım. Haydi bakalım...